Otizm spektrum bozukluğu (OSB), güncel nörogelişimsel yaklaşım açısı ile, erken beyin gelişimi sırasında ortaya çıkan ve sosyal iletişim, karşılıklı etkileşim, duyusal işlemleme, bilişsel esneklik ve tekrarlayıcı davranış örüntülerinde farklılıklarla karakterize heterojen bir nörogelişimsel durum olarak ele alınmaktadır.
Transdiagnostik bakış açısı ise OSB’yi yalnızca kategorik tanı sınırları içinde değerlendirmek yerine,
- Dikkat ve yürütücü işlev bozuklukları,
- Duyusal aşırı ya da düşük duyarlılık,
- Emosyon düzenleme güçlükleri,
- Sosyal biliş farklılıkları,
- Kompulsif-tekrarlayıcı davranışlar ve
- Uyku sorunları gibi farklı psikiyatrik ve nörogelişimsel bozukluklarda ortaklaşabilen boyutlar üzerinden incelemeyi önerir.
Bu yaklaşım, OSB’de DEHB, anksiyete bozuklukları, obsesif-kompulsif belirtiler, duygudurum bozuklukları ve diğer nörogelişimsel özelliklerin yüksek oranda birlikte görülmesini yalnızca eş tanı “komorbidite” kavramıyla açıklamak yerine, ortak gelişimsel, genetik ve nörobiyolojik mekanizmaların farklı fenotipik görünümleri olarak değerlendirmeye olanak sağlar. Dolayısıyla OSB, keskin sınırlarla ayrılmış tekil bir hastalık kategorisinden çok, gelişim boyunca değişebilen ve bireyler arasında farklı kombinasyonlarda ortaya çıkan nörobilişsel ve davranışsal boyutların oluşturduğu bir spektrum olarak düşünülebilir; transdiagnostik yaklaşım da tanı etiketinden çok bireyin işlevsel profilini, gelişimsel seyrini ve müdahale gerektiren temel boyutlarını merkeze alır.
Transdiagnostik ve nörogelişimsel yaklaşım, otizm tedavisinde önemli bir paradigma değişikliği getirir: “otizmi tedavi etmekten” çok, bireyin işlevselliğini bozan boyutları ve eşlik eden sorunları hedeflemeyi ön plana çıkarır. OSB’nin heterojen yapısı nedeniyle aynı tanıyı alan iki bireyin tedavi gereksinimleri oldukça farklı olabilir; bu nedenle müdahale sosyal iletişim, dil ve pragmatik beceriler, dikkat-yürütücü işlevler, duyusal işlemleme, bilişsel esneklik, emosyon düzenleme, anksiyete, irritabilite, uyku ve adaptif yaşam becerileri gibi transdiagnostik boyutların bireysel olarak değerlendirilmesine dayanır. Böylece DEHB, anksiyete, depresyon, obsesif-kompulsif belirtiler veya irritabilite gibi eşlik eden tablolar yalnızca “komorbid hastalıklar” olarak değil, bireyin nörogelişimsel profilinin tedavi edilebilir bileşenleri olarak ele alınabilir. Farmakolojik tedavi otizmin çekirdek özelliklerini ortadan kaldırmayı amaçlamaktan ziyade işlevselliği sınırlayan hedef belirtilere yönelirken; psikososyal, eğitsel, iletişimsel ve davranışsal müdahaleler kişinin gelişim düzeyine ve güçlü/zayıf yönlerine göre bireyselleştirilir.
Bu yaklaşım aynı zamanda tedaviyi yaşam boyu gelişimsel bir süreç olarak görür; çocuklukta dil, iletişim ve öğrenme ön plandayken, ergenlik ve erişkinlikte bağımsız yaşam, eğitim/meslek, sosyal ilişkiler, emosyon düzenleme ve yaşam kalitesi gibi hedeflerin ağırlığı artabilir. Sonuç olarak başarı ölçütü yalnızca semptomların azalması değil, bireyin işlevselliğinin, özerkliğinin, uyum kapasitesinin ve yaşam kalitesinin arttırılmasıdır.


